7 Aralık 2013 Cumartesi

Et maintenant on va où? (2011) - Peki Şimdi Nereye?

2007 yılında çektiği Karamel filminin ardından Nadine Labaki, 2011 yılında senaryosunu yazdığı, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlenip ayrıca rol aldığı ikinci filmi "Et maintenant on va où?" ile seyirci ile buluştu. "Peki Şimdi Nereye?", yine ilk filmde olduğu gibi kadın karakterlerin öne çıktığı bir film, ancak ele aldığı konularla Karamel'den biraz ayrılıyor. Film, Lübnan'da Müslüman ve Hristiyan halkın birlikte yaşadığı unutulmuş, küçük bir köyde geçiyor. Savaşın ardından, birlikte barış içerisinde yaşayan köylülerin huzuru, dışarıdan gelen çatışma haberleri ile bozulur, iki taraf arasında ister istemez gerginlikler yaşanmaya başlar. Ne var ki, köyün kadınları ne oğullarını ne de kocalarını savaşta kaybetmeye hiç niyetli değildir ve olası bir çatışmaya engel olmak için türlü türlü yollar deneyeceklerdir.
 
 

Filmi izleyip de başlangıcında "Vizontele"yi hatırlamamak pek mümkün değil. Çünkü başta da dediğim gibi unutulmuş bir köyden bahsediyoruz, gerek yüksek tepelere çıkıp televizyonun kurulduğu gerekse radyolu sahneler Vizontele'yi çağrıştırıyor. Nitekim tıpkı orada olduğu gibi dünyadan bihaber yaşayan köy halkı, köye televizyonun gelmesi ile ülkede olup bitenlerden haberdar olmaya başlıyor ki bu durum Müslüman ve Hristiyan halk arasındaki gerginliği başlatan sebep oluyor. İşte bundan sonra köyün kadınları birlik olup bu anlamsız savaşın karşısında durmak için ellerinden geleni yapıyorlar, önce köye gelen gazeteleri yok etmekle başlayıp sonra köye Rus kadınlar getirip erkeklerin ilgisini dağıtmaktan tutun da, yiyeceklerin içine haşhaş katıp erkeklerin gerginliklerini azaltmaya kadar gidiyor bu çözümler. Tüm bunları izlerken kadınların zekalarına hayran kalıyoruz bir de bu çabanın ne için olduğunu düşününce bu hayranlığın derecesi bir seviye daha artıyor.
  
Labaki, filmde Amale isimli Hristiyan bir kadını canlandırıyor. Kadınlar yapacaklarını planlamak için genellikle Amale'nin işlettiği kafede bir araya geliyorlar.  Amale ve Müslüman duvar ustası arasında uzaktan uzağa bakışmalarla kendini hissettiren aşk ise filmin romantik unsur boşluğunu dolduruyor. İkilinin ilişkisi her ne kadar hikaye içerisinde çok öne çıkarılmasa da müzikal sahnelerle işlenişi keyifli bir sunum olmuş. Öte yandan insani duygular söz konusu olduğunda farklı dine mensup olmanın önemsizliği bir de romantik bir ilişki çerçevesinden verilmiş.  Film her ne kadar içerisine yedirilen mizahi unsurlarla ya da müzikal sahneleriyle  yumuşak bir film havası yaratsa da ilerleyen bölümlerde duygularımıza dokunmayı da ihmal etmiyor. Bu noktada belirtmeliyim ki filmin beni en etkileyen tarafı da savaş gibi bir dramı duygu sömürüsüne başvurmadan anlatabilmesiydi.  Köylü gençlerden birinin ölümü ve gencin annesinin savaş çıkmaması için bu acısını bile içine atmayı tercih etmesi çok etkileyici. İlgili bölümlerde hikayedeki duygular, seyirciye çok başarılı aktarılırken, duygusallığın dozu ve tüm filmin bu duygusallık üzerine kurulmamış olması bana kalırsa başarılı bir tercih olmuş. Olumsuz olarak düşebileceğim not ise karakterlerin çokluğu, zira filmin başında bir süre başrollerin kim olduğunu anlamaya çalıştım çünkü birçok karakter hiç gerek yokken aynı oranda öne çıkartılmış, bu durum da hikayenin içine girmemi biraz zorlaştırdı.
 
 
2011 Cannes Film Festivali'nde beğeni kazanan ve Toronto Film Festivali'nde Halk Ödülü'ne layık görülen film, savaşın anlamsızlığını ve savaş sırasındaki ölümlerin sorumlusunun bir taraf ya da diğeri değil savaşın kendisi olduğunu savunurken çok güzel ve tarafsız bir yaklaşım içerisinde. Belli noktalarda, erkeklerin zaaflarının sunuluş biçimi rahatsız edici bulunabilir, ya da benim hoşuma giden komedi-dram dengesi, filmin komediden daha ağır bir formda ilerlemesi gerektiğini düşünenlerce negatif değerlendirilebilir ancak ne olursa olsun kadın gözünden savaşın anlatıldığı bu iyi niyetli, sempatik film izlemeye değer.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder